-
Tanju Altınay
Tarih: 19-04-2026 10:40:00
Güncelleme: 19-04-2026 10:40:00
Ekranlardaki İrfan Kaybı ve Kalemdeki Zorunlu Ayar
Bugün toplum olarak öyle bir noktaya geldik ki, "özgürlük" ile "yozlaşma" arasındaki o ince çizgi maalesef her geçen gün biraz daha siliniyor. Eskiden ekranlar bir terbiye ve irfan yuvası, ailelerin güvenle toplandığı bir ocaktı. Şimdiyse Türkiye ekranlarında hiç bu kadar yoğun bir yargısızlık ve terbiye noksanlığı hissedilmemişti.
Dijital Bataklık ve Mahremiyetin Sonu
Televizyonlardaki o bitmek bilmeyen kavgalar yetmezmiş gibi, şimdi de bir "TikTok bataklığı" ile karşı karşıyayız. Maddi kazanç uğruna kocasının, karısının, hatta çocuklarının yanında mahremiyetini hiçe sayanlar; her türlü değer yargısını "içerik" adı altında pazarlayanlar toplumun sinir uçlarıyla oynuyor. Aile mefhumunun dijital bir pazarlama malzemesine dönüşmesi, toplumsal dokumuzda onarılması güç yaralar açıyor.
Bir Tezat ve Özgürlük Sorusu
Asıl düşündürücü nokta ise burada başlıyor: Eğer biz bu denli bir yozlaşmaya, mahremiyetin ayaklar altına alınmasına "bireysel özgürlük" penceresinden bakabiliyorsak; neden toplumsal bir sorunu dile getiren veya iki çift yapıcı eleştiri sunan sesler anında bir kısıtlama duvarıyla karşılaşıyor? Neden bazı kanallar karartılırken, bu dijital savrulmalara aynı hassasiyetle yaklaşılmıyor?
"Eskiden Kalemimin Ayarı Yoktu Ama..."
İtiraf etmeliyim ki; bu satırları yazarken ben de her kelimeyi defalarca tartıyorum. Hangi kelime "tehlikeli", hangisi "yasak" diye araştırmak zorunda kalıyorum. Eskiden olsa kalemimin ayarı yoktu, ne hissediyorsam o sertlikle kağıda dökerdim. Ama şimdi durum farklı... Evde beni bekleyen, bana ihtiyacı olan bir kızım, Şevvalim var. Bir baba olarak kalemimi kağıda sürerken, sorumluluklarımın ağırlığını üzerimde hissediyorum. Eskiden siyasiler de eleştirene bu kadar tahammülsüz değildi, kalemler daha özgürce dans ederdi. Şimdi ise "doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar" sözü adeta bir kural haline gelmiş durumda.
RTÜK’ten Beklentimiz: Bir Rehberlik Çağrısı
Burada en büyük görev kuşkusuz denetleyici kurumlarımıza, özellikle de RTÜK’e düşüyor. Ancak bu sadece bir yasaklama beklentisi değil; bir kamusal rehberlik talebidir. RTÜK’ten beklenen; sadece siyasi dengeleri değil, toplumun kültürel genetiğini ve nezaketini koruyacak bir vizyon sergilemesidir. Kavganın ve yozlaşmanın "reyting" uğruna korunması yerine, aile yapısını önceleyen bir yaklaşım sergilenmesi elzemdir.
Sonuç Olarak
Televizyon kumandası artık bir huzur aracı değil, bir endişe kaynağına dönüştü. İnsanların birbirine saygı duyduğumuz, mahremiyetin korunduğu ve eleştirinin de nezaketin de aynı değerde görüldüğü bir Türkiye’yi özledik. Eski aile dizilerindeki o vakarı geri kazanamazsak, dijital dünyanın bu kontrolsüz akıntısında en kıymetli değerlerimizi ve belki de söyleyemediğimiz o "iki çift sözü" de beraberimizde sürükleyeceğiz.
- Cenazeler Selfie Sahnesi mi, Yas Evi mi?
- Alaçatı’da 870 Bin Liralık "Gösteriş" Faturası: Boş Cüzdanlar, Dolu Kadehler!
- Zenginlerin Oynadığı, Fakirlerin İzlediği Bir
- Bu Nasıl Vali?
- Sanatın Parıltısı mı, Klavyenin Karanlığı mı?
- HER ŞEYİN "ORDİNARYÜSÜ" HAKAN URAL
- 8 Mart: Çiçeklerle Değil, Haklarla Taçlanan Kadınlar!
- Hollywood Neden Ayılamıyor?
- Aşkın "Pazarlama" Hali Değil, "Katlanma" Hali
- Z kuşağının "Dış Dünyayla İlişiği Kesme" Aparatı: Kulaklıklar!
- Antalya Kazan, Ben Kepçe: Gecelerde Kim Kiminle, Nerede?
- 2025: Bir Umudun Kırılışı, Bir Devrin Vedası