50'DEN SONRA HAYAT "ASLI DÖNMEZ'İN YAZI DİZİSİ"
1'NCİ BÖLÜM " YAŞLANMADIK SEÇİCİ OLDUK"
YAŞLANMADIK, SEÇİCİ OLDUK
Elli yaşından sonra hayatınızda bazı şeyler gerçekten azalmaya başlıyor.
Davete gitme hevesi mesela.
Telefon rehberindeki herkesle görüşme zorunluluğu.
Saat gece on birde gelen “Hadi çıkıyoruz” mesajına duyulan heyecan.
Bir de yıllarca peşimizden gelen o meşhur cümle:
“Ayıp olur.”
Gençken pek çok şeyi gerçekten istediğimiz için mi yaptık, yoksa yapmamız gerektiğini düşündüğümüz için mi, emin değilim.
Bir yere çağrıldık, gittik.
Biri uzun uzun anlattı, dinledik.
Bir ilişkide kırıldık, biraz daha bekledik.
Bir arkadaşlığın çoktan bittiğini hissettik, yine de doğum gününü kutladık.
Bir ayakkabı ayağımızı mahvetti ama güzeldi diye giymeye devam ettik.
Şimdi?
Şimdi ayakkabı vuruyorsa çıkıyor.
Mecazen de, gerçekten de.

Belki elliden sonra hayatın en güzel taraflarından biri bu:
İnsan bazı şeylerin bedelini artık daha erken fark ediyor.
Bir akşamın ertesi sabahını, bir tartışmanın ertesi gününü, bir insanın üçüncü kez yapacağı şeyi bazen daha ilkinde tahmin edebiliyor.
Buna yaşlanmak diyen olabilir.
Ben biraz daha farklı düşünüyorum.
Bence eleme turu başlıyor.
Eskiden bir mekâna girdiğimizde ilk baktığımız şey ortamın ne kadar hareketli olduğuydu belki. Şimdi oturacak yer rahat mı, müzik konuşmaya izin veriyor mu, klima doğrudan enseye mi vuruyor diye bakıyoruz.
Romantizmi bozmayalım ama belli bir yaştan sonra iyi çalışan klima gerçekten önemli bir kriter.
Bunu da kabul edelim.
Gece hayatından vazgeçmiş değiliz.
Sadece eğlenmek için işkence çekmenin şart olmadığını keşfettik.
Saatlerce ayakta durmak, bağıra bağıra konuşmak, ertesi gün bütün günü toparlanarak geçirmek…
Gençken bunların hepsine “çok eğlendik” diyorduk.
Şimdi biraz daha şüpheyle yaklaşıyoruz:
“Eğlendik mi gerçekten, yoksa sadece geç mi yattık?”
Arkadaşlıklar da değişiyor.
Bir zamanlar kalabalık masalar önemliydi.
Doğum günlerinde uzun listeler, sürekli çalan telefonlar, onlarca kişilik programlar…
Sonra yıllar geçiyor ve insan tuhaf bir şey fark ediyor:
Çevresi belki küçülüyor ama yalnızlığı artmıyor.
Çünkü kalabalıkla yakınlık aynı şey değilmiş.
Bunu anlamak biraz zaman alıyor.
Elli yaşından sonra hayatınıza giren insanların sayısı azalabilir ama kalanların neden orada olduğunu daha iyi biliyorsunuz.
Bazılarıyla yıllardır tanışıyorsunuzdur.
Bazılarıysa hayatınıza çok daha sonra girmiştir.
Ama artık mesele kaç yıldır tanıştığınız değil.
Yanında ne kadar kendiniz olabildiğiniz.
Bir de tartışmalar değişiyor.
Eskiden bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek için kilometrelerce cümle kurabiliyorduk.
Şimdi bazen insan içinden şöyle diyor:
“Peki.”
Ve gerçekten peki.
Çünkü herkesin sizi doğru anlamak zorunda olmadığını, bazı insanların da sizi yanlış anlamaya oldukça kararlı olduğunu görüyorsunuz.
Bir noktadan sonra açıklama yapmak değil, açıklamayı bırakmak rahatlatıyor.
Bu ilgisizlik değil.
Enerji ekonomisi.
İnsanın belli bir yaştan sonra öğrendiği şeylerden biri de bu olabilir:
Her tartışma yatırım yapılacak bir alan değil.
Her insan da uzun süre hayatınızda kalmak zorunda değil.
Aşk meselesine gelince…
Kalp hâlâ işini yapıyor, merak etmeyin.
Birini görünce heyecanlanabiliyoruz.
Bir mesajı bekleyebiliyoruz.
Bir bakışın anlamını gereğinden fazla analiz edebiliyoruz.
İnsan elli yaşına gelince bir anda bilge bir dağın tepesine taşınmıyor.
Ama galiba şu değişiyor:
Eskiden “Beni ister mi?” diye düşündüğümüz yerde artık biraz da “Ben bunu gerçekten istiyor muyum?” diye soruyoruz.
Bence asıl fark burada.
Bir de “hayır” kelimesi var.
Eskiden hayır dediğimizde arkasına uzun bir açıklama eklerdik.
“Çok isterdim ama…”
“Yanlış anlama…”
“Başka zaman mutlaka…”
Şimdi bazen sadece:
“Bu kez gelmeyeceğim.”
Ve dünya dönmeye devam ediyor.
Kimse evine kapanıp üç gün yas tutmuyor.
İnsan bunu keşfedince yıllarca yaptığı bazı açıklamalara dönüp hafifçe gülümsüyor.
Belki de elliden sonra değişen şey cesaret değil.
Gereksiz suçluluk azalıyor.
Tabii bütün bunları anlatınca sanki elliden sonra herkes çok dengeli, çok bilge, çok huzurlu bir varlığa dönüşüyormuş gibi anlaşılmasın.
Hiç alakası yok.
Hâlâ yanlış insanlara güveniyoruz.
Hâlâ gereksiz şeylere para harcıyoruz.
Hâlâ “Ben bunu neden söyledim?” diye gece yatağa girince tavana bakıyoruz.
Hâlâ bazen kırmızı bayrağı görüyoruz ve “Belki ışıkta öyle görünmüştür” diyoruz.
İnsanlık devam ediyor yani.
Ama fark şu olabilir:
Artık neyin bize iyi gelmediğini daha hızlı anlıyoruz.
Ve bazen sadece bunu bilmek bile yeterli oluyor.
Elli yaşından sonra hayatı sevmenin yolu gençmiş gibi davranmak değil bence.
Çünkü 30 değilseniz, 30 değilsiniz.
Bununla kavga etmenin de pek anlamı yok.
Ama elli olmak da hayatın kenarına çekilmek anlamına gelmiyor.
Belki tam tersine, insan ilk kez hayatın ortasında durup etrafa daha dikkatli bakıyor.
Neyi sevdiğini daha iyi biliyor.
Neyi artık istemediğini de.
Kimlerle kalmak istediğini biliyor.
Kimlerin arkasından koşmayacağını da.
Hangi masada biraz daha oturacağını, hangisinden hesabı isteyip kalkacağını daha hızlı anlıyor.
Belki elliden sonra hayatın en büyük lüksü tam olarak bu:
Daha fazla şeye sahip olmak değil, daha az şeyi mecburiyet sanmak.
O yüzden çevremiz küçülüyorsa küçülsün.
Programlarımız seyrekleşiyorsa seyrekleşsin.
Bazı insanlara tahammülümüz azaldıysa o da azalsın.
Belki hayat eksilmiyor.
Belki yalnızca içindeki gereksiz kalabalığı temizliyoruz.
Ve sanırım elliden sonra insanın başına gelen en güzel şeylerden biri şu:
Yaşlanmıyoruz demiyorum.
Sadece artık neye yaşımızı harcamak istemediğimizi daha iyi biliyoruz.
Aslı Dönmez
Tarih: 03-09-2026